Uluslararası Hukuk ve Avrupa Birliği Hukukunda Terörizm

Terörizm tüm dünya için uzun zamandır büyük bir problemolmuştur. Busorunyalnızca devletleri değil, aynı zamanda uluslararası toplumu da etkilemiştir. Terörist eylemleri son yıllarda oldukça artış göstermektedir. Sadece 2010 yılı istatistiklerinebakıldığında 11500 terör eyleminin çeşitli terör örgütleri tarafından 72 ülkedegerçekleştirildiğini görmekteyiz. Bu eylemler nedeniyle hayatını kaybeden insanların sayısı 13200 iken, yaralı insanların sayısı ise 36800’dür. Toplamda, 2010 yılında 50.000terörkurbanı bulunmaktadır. Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve İspanya gibi devletler terörekarşı mücadele vermektedir. Bu tür illegal eylemleri meydana gelmeden engellemek için, çokciddi paralar harcamışlardır. Ancak her şeye rağmen, istenilen amaca ulaşılamamış veteröreylemleri binlerce insanların yaşamlarını almaya, barış ve toplumun güvenliğini yoketmeyedevam etmiştir. Terörizm algısı ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir. Genel olarak, söyleyebilirizki, terörizm iki şekilde anlaşılmaktadır. İlki bireyler tarafından devlete karşı yapılaneylemlerdir. Diğeri devletin bireylere karşı yaptığı eylemlerdir. 20. yüzyıl boyunca terörizm, uluslararası boyuta ulaşan bir suç haline gelmiştir. Uluslararası boyutu ile birlikte, uluslararası hukuk bu sorunla ilgilenmeye başlamıştır. Özellikle ikinci dünya savaşındansonra terörizm, uluslararası alanda, devletlerarası anlaşmazlıklarda bir ivme yaratmıştır. Koloni olmaktan çıkıp bağımsızlığını kazanarak yeni ortaya çıkan devletler, devlet olmanın getirdiği problemlere ve yeni koşullara hazır değillerdi. Ayrıca, 1960’lı yıllarda sömürgeci güçler tarafından keyfi bir şekilde belirlenen sınırlar, ilgili yeni devletlerdebulunan azınlıklar arasında anlaşmazlıklara neden oldu. Terörist eylemler, bu şekilde keyfi olarak çizilen sınırları yeniden çizmek için bir neden olarak kullanıldı. Vietnam, JohnF. Kennedy, Che Guevara ve Martin Luther King’in öldürülmesi gibi yoğun siyasi şiddet olayları meydana geldi. Bazı organizasyonlar, Filistin’de Arab/İsrail çatışmasında örneği görüldüğü gibi, geleneksel askerisaldırılardan terörist ataklara doğru yöntemlerini değiştirdi. Bu şekilde, 1972’de Münih Olimpiyat oyunlarının işgaline yol açan yeni bir terör çağı doğdu. 1980’lerde, Orta-Doğuda Sovyet diplomatların kaçırılmasıyla Birleşmiş Milletler, daha sert tedbirler almaya başladı3 . Buna rağmen, terörizmin vahşeti ve kapsamı, 11 Eylül’de Amerika BirleşikDevletlerine(ABD) karşı gerçekleştirilen saldırıya kadar tam manasıyla açık bir şekildeanlaşıldığı söylenemez. Bu saldırıyla tüm dünyadaki insanlar şoka uğradığından, dünyaülkelerin hepsinin üzerinde önemli etkisi olmuştur. Bazı istatistiklere göre, 11 Eylül saldırısı, 80 ülkenin vatandaşlarının ölümüne sebep oldu. Bu nefret dolu saldırı, terörün sadece ulusal bir sorun olmadığını, aynı zamanda halledilmesi gereken uluslararası bir problem olduğunu göstermiştir. Ulusal devletler, yıllarca terörizmle mücadele etmesine rağmen, terörizmne ortadankaybolmuş ne de azalmıştır. Aksine, şekil değiştirerek ve içinde faaliyet icra ettiği ülkelerüzerinde etkisini artırmıştır. Bunun sonucu olarak, devletler ve uluslararası organizasyonlararasında işbirliğinin, teröre karşı etkin mücadele etmek için hayati bir şekilde gerekli olduğuanlaşılmıştır. Gelecekte, uluslararası düzeyde, ulusal hukukların, terörizmsuçlarıylabaşetmede, uluslararası yasal düzenlemelerle desteklenmesi zorunludur. Avrupa seviyesinde terörizm konusuna baktığımız zaman, 11 Eylül saldırısınınsadeceuluslararası alanda etki yaratmadığını, aynı zamanda Avrupa bölgesi düzeyinde de etkisininolduğunu görmekteyiz. Bu olayın meydana gelmesinden sonra vakit kaybetmeden, AvrupaKonseyi, terörizmle mücadele hakkında bir eylem planı benimsemiştir. Bu olaydanönceAvrupa zaten terör saldırılarına maruz kalmaktaydı.rneğin, Batı Avrupa’da 1960’lı ve70’li yıllarda meydana gelen, 1972’de 11 İsrailli atletin öldürülmesi, Bask ülkesi, kuzey İrlandaveBatı Almanya’daki çatışmalar, 1970 ile 1977 arasında İtalya’daki kırmızı ordu grubununsaldırıları gibi olaylar ilgi çeken konulardı. Ek olarak, 11 Mart 2004 yılında yapılacakseçimleri etkileme amacını taşıyan ve 191 insanın ölümüne ve yaklaşık 2000 insanın yaralanmasına neden olan Madrid tren yolu üzerindeki saldırı, Londra kamu ulaşımsistemineintihar bombacısı tarafından yapılan ve 50 kişinin ölümüne ve yaklaşık 700kişininyaralanmasına neden olan saldırı Avrupa seviyesinde terörle mücadelede etkin önlemlerin alınmasına sebep olan diğer olaylardır.

Derin Hukuki Bilgi ve Tecrübe:

Ağır Ceza Hukuku’nun karmaşıklığına hâkim deneyimli avukat kadromuz süreç boyunca yanınızda olur.

Kapsamlı Savunma Stratejileri:

Sürecin her aşamasında — soruşturmadan temyize — etkin ve kişiye özel savunma planları geliştirilir.

Hak ve Özgürlüklerin Korunması:

Adil yargılanma hakkınızı en güçlü şekilde savunuruz.

Şeffaf İletişim:

Sürecin her adımını sizinle açık ve net şekilde paylaşırız.

TERÖRİZMİN MUHTEMEL NEDENLERİ

Terörizmin nedenleri oldukça karmaşık bir konudur. Bazen hangi nedenlerin terörizme neden olduğunu kesin olarak belirlemek zor olmaktadır. Başka bir ifade ile terörizmin sebeplerini anlamakta somut bir delil veya kesin ölçüler koyamamakla birlikte, bazı sebepleri tespit etmek mümkündür. Uluslararası hukuk ihlal edilerek bir ülkenin başka bir ülke tarafından işgal edilmesi, yoksulluk, dini konular ve azınlıkların kendi geleceğinitayin etme hakkı(self-determination) gibi nedenler, terörizmin muhtemel sebepleri olabilmektedir. Bu bölümde, bu nedenlerin bir kaçı irdelenecektir. Terörizmin nedeni olarak kabul edilen yoksulluk, tartışılabilir bir konudur. Terörizmleyoksulluk arasında doğrudan bir bağlantı olmamakla birlikte, yoksul bir ülkede yaşayaninsanların, küresel bir dünya süreci içerisinde bu gerçeği kabul ederek yabancı ülkelerdefaaliyetlerde bulunan ülkeleri yoksulluğun nedeni olarak görmesi ve kendilerini buküresel sürecin bir kurbanı olarak kabul etmesi mümkündür. Bu insanların, bu kabulle hareket ettikleri zaman, küresel süreçte kendi paylarını almak için terör saldırılarına kalkışması muhtemel olmaktadır. Diğer taraftan, bazı insanlar, dünyanın bazı bölümlerinde yaşamak için yeterli besin bulamadıkları için, terör eylemlerine başvurduklarından, yoksulluk ile terör arasında doğrudan bir bağlantının varlığını ileri süren düşünürler de bulunmaktadır. Bu bağlamda, tüm dünya üzerinde yaşayan insanlar için yeterli besin var olsa bile, bazı insanlar bu besinlere kolay bir şekilde ulaşmasına ve iyi bir hayat standardı yakalamasına rağmen, diğer bu imkânlardan kısmen veya tamamen mahrum kalmaktadır. Yani, dünya kaynakları, ülkeler arasında ve aynı zamanda bir ülkede yaşayan insanlar arasında eşit bir şekilde paylaşılmamaktadır. Bu durum, çatışmalar için doğrudan neden olmakta ve terör saldırılarınayol açmaktadır. Bu anlamda insanlar eğer temiz su, yeterli besin ve eşit yaşamkoşullarınasahip olsaydı, terörizm azaltılabilirdi. Diğer şekilde, yoksulluğun sebebinin, onların doğal kaynaklarını izinsiz olarakkötüyekullanan zengin ülkeler olduğunu düşünen insanlar, onların kendi topraklarında zenginliğinkendi haklarını olduğunu kabul ederek yeniden almak için terör eylemlerine başvurabilirler. Bu nedenle, Birleşmiş Milletler Genel Meclisi tarafından 60/28 sayılı kararıyla benimsenenstratejilerden birisi yoksulluğu ortadan kaldırmaktadır. Terörle yoksulluk arasında doğrudanbağlantı olduğu hususu görmezlikten gelinse bile, dolaylı bağlantının varlığı bu anlamdainkâr edilemez. Uluslararası hukukun ihlal edilmesi terörizmin bir başka nedeni olarak görülmektedir. Bir ülkenin başka bir ülke tarafından illegal olarak işgal edilmesi, işgal eden devletle yerel halk arasında gerilime neden olmaktadır. İllegal işgal eylemi uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde engellenmez ise, yerel halk gruplarının meşru savunma hakkı olarak terör eylemlerine başvurması muhtemel olmaktadır. Bu nedenle tüm devletlerin hukukunun,teamül ve sözleşme hukukundan oluşan uluslararası hukukla uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. İşgalciler bazen çoğu insanı öldürmektedir ve sivil halka saldırmaktadır. İşgalci askerler kadınlara tecavüz etmekte ve hiç sebepsiz yere çocukları öldürmektedir. Budurumtamamen uluslararası insan haklarının ihlalidir. Yerel halk, intikamalmak içingerillataktikleri kullanarak, işgalci güçlerin savaş suçlarının karşılığını vermeye çalışmaktadır. Bazen bu yerel gruplar, onlara saldıran işgalci güçlerin topraklarında terör saldırıları yaparakve daha fazla masum insanı öldürerek intikam almaktadır. Kendi geleceğini tayin etme hakkı(self-determination right) terörist eylemler içinbirbaşka neden olmaktadır. Bazı devlet dışı aktörler kendi geleceğini tayin etme hakkı çerçevesinde terör eylemlerine başvurmaktadır. 12 Ağustos 1949 yılında imzalanan Cenevre Sözleşmesine ek protokol 1974 -1977 diplomatik konferansta kabul edilmiştir. Bu protokole göre, kendi geleceğini tayin hakkı, silahlı mücadele hakkı olarak kabul edildi. Protokol, sömürgeci hâkimiyete, yabancı işgaline veya ırkçı rejime karşı kavga veren insanların silahlı mücadelesi uluslararası bir mücadele olarak düşünüldü. 1949 Cenevre Sözleşmesinin çoğu üye ülkeleri, bu protokolün, gerilla savaşını ve terörizmi meşru hale getirdiğini iddia etmektedirler. Yine de bu protokol terör saldırılarına izin vermemektedir. Hem Cenevre Sözleşmesi hem de ek protokol sivillere saldırıları yasaklamaktadır. Buna rağmen, bu kural çoğu kez ihlal edilmekte ve birçok saldırılar sivillere ve sivil kurumlara yapılmaktadır. Son fakat diğerleri kadar önemli diğer terörizmin nedeni, dinsel motivasyonlardır. Ancak dinin kendisinin terörizmin muhtemel nedeni olarak kabul etmediğimizi vurgulamak isteriz. Örneğin, üç ana din olan İslam, Yahudilik ve Hristiyanlığı ve onların kutsal kitapları olan Kur’an, İncil ve Tevrat’ı incelediğimiz zaman, dinsel güdülerle bile olsa takipçilerine masum insanları öldürmek için izin verdiği hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Bu bağlamda, masum bir insanı öldürmek hakkında Kur’an’ın hükmünü ifade etmek isteriz. Maide suresinin 32. ayetinde, “her kim suçsuz bir insanı öldürürse, tüm insanlığı öldürmüş gibi varsayılır; her kim de masum bir insanın hayatını kurtarırsa tüminsanlığı ölümdenkurtarmış sayılır.” düzenlemesi bulunmaktadır. Bu ayetten anlaşılmaktadır ki, İslam, insanları bir kişiyi öldürmekten sakındırmaktadır. Dahası İslam, insanların hayatını ölümden kurtarmak için kendisine inanan insanları teşvik etmektedir. Kur’an’a göre, hiçbir şey, sivil halkı öldürmek ve sivil kurumları yok etmek için gerekçe olamaz. Buna rağmen, çoğu kişilerin ve örgütlerin Kur’an’ın hükümlerini yanlış anladıklarını veya kendi çıkarları için Onun ayetlerini suiistimal ettiklerini kabul etmek zorundayız. Ayrıca, bazen ülkelerin bazı istihbarat ajanları, siyasi amaçlarına ulaşmak için ve onlara akli yetilerini kaybetmelerine yol açan ilaçlar vererek, inanan insanları sivil halka saldırmaları için kullanmaktadır. Gerçekte, dinsel motivasyonla işlendiği düşünülen terör saldırılarının arkasında, kişisel, siyasi, ekonomik nedenler ve askeri çıkarlar yatmaktadır. Başka bir ifadeyle, kişiler ve devletler dini, kendi çıkarlarına ulaşmak için araç olarak kullanırlar. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, tıpkı Hristiyanlık ve Yahudilikte olduğu gibi, İslam ile terörün yan yana gelmesi mümkün olmadığı için, bazı düşünürlerin yanlış olarak kullandığı İslamcı terör başlığı, terörizmin nedenlerini açıklamak için uygun bir başlık değildir. Örnek verecek olursak, tüm dünyadaki insanları şok eden en güncel eylem, 22Temmuz 2011 tarihinde Anders Behring Brevik tarafından gerçekleştirilmiştir ve 77 masum insanın ölümüne ve 151 insanın yaralanmasına neden olmuştur. Terör ve adam öldürme suçlaması ile yapılan yargılaması sırasında bu kişi, kendisini Norveçli insanların ve Avrupa anti-komünist anti-İslamcı direniş hareketinin temsilcisi olarak tanımlamıştır. Ayrıca, duruşmada, Norveçlileri İslam’ı benimseyen göçmenlerden kurtarmaya çalıştığını ifade etmiştir. Kendisini muhafazakâr Hristiyan olarak konumlandırmıştır. Şimdi bu kişi dini motivasyonla masum insanlara karşı terör saldırısı yapmış olmasına rağmen, Hristiyanlığın bu tür eylemlere izin verdiğini iddia etmemiz ve Hristiyanlık ve terör yan yana gelemeyeceği için Hristiyanlık Terörü olarak vakayı adlandırmamız mümkün değildir.

TERÖRİZMİN TANIMI

Terörizm çok çeşitli yönlere sahip olduğu için ortak bir tanımı üzerinde ittifakolmadığını belirtmek gerekir. Terörizm algısı ülkeden ülkeye ve kültürden kültüre değişimgöstermektedir. Bir ülke yerel halk gruplarının kendi geleceğini tayin etme hakkını(self-determination) meşru bir talep olarak kabul ederken, bir başka ülke aynı talebi terörizmolarak kabul edilebilir. Diğer taraftan, terörizmin ne olduğu ve ne tür eylemlerinteröreylemleri olduğu ve kime karşı işlendiği zaman terör eylemi sayılacağı konusunda sorularbulunmaktadır. Acaba sadece devlete karşı işlenen suçlar mı terörist eylemsayılacakyoksasivil halkında terör eylemlerinin hedefi olması mümkün sayılacak mıdır? Bu soruları kolaybir şekilde cevaplamak kolay görünmemektedir ve bu konular üzerinde ittifak kurulması çokzor olmaktadır. Bu nedenle, güncel anlamda açık ve kapsamlı bir terör tanımı halıhazırda mevcut değildir. Aynı zamanda, ulusal anlamda, her bir kurum terörizmkavramına farklı anlam verebilmektedir. Bu durum, tüm dünya devletlerinin ortak bir terör tanımınaulaşmasını oldukça güçleştirmektedir. Terör tanımındaki belirsizliğin birçok nedeni bulunmaktadır. Bu nedenlerden ilki self-determination olarak isimlendirilen azınlıkların veya sömürgelerin veyahut da yerel halkgruplarının kendi geleceğini tayin hakkına sahip olduğunun kabulüdür. Genel uluslararası hukuk ilkesine göre, her ulus bağımsızlık hakkına sahiptir ve bu hedefe ulaşmakiçinmücadele edebilir. Bu sebeple, self-determination aktivitelerinin terörist eylemlerinden ayrı tutulması gerekmektedir. Bu hak, birçok uluslararası sözleşme tarafından kabul edilmiş birhaktır. Sömürge kontrolündeki ulusların egemenlikleri için mücadele etme hakkı bulunmaktadır. Ancak, uluslararası hukuku ihlal eden işgalci veya sömürgeci devletlerterörizmin açık ve kesin bir şekilde tanımlanmasını istememektedirler . Başka bir ifadeyle, bazı devletler, meşru bir amaçla hareket etse bile, herhangi bir grubun ve örgütün gösterdiği şiddeti terör eyleminden muaf tutmak istemiyorlar. Bununla birlikte, Birleşmiş Milletlerinmeşru bir amacın terör saldırılarını haklı çıkarmayacağını birçok kararında kabul etmiştir. Örneğin, 2010 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Meclisi tarafından benimsenenkararda, Birleşmiş Milletler, terörün tüm şeklini ve tezahürünü, her kimtarafından, nerede, hangi amaç için işlenirse işlensin kınamaktadır. Çünkü terörizm, uluslararası barış vegüvenlik için çok ciddi tehditlerden birisi olarak kabul edilmektedir. Ek olarak, 2004tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen 1566 sayılı kararda, terörizmin hiçbir koşul ve şartta siyasi, felsefi, ideolojik, ırki, etnik, dinsel veya diğer benzerdurumlar düşüncesiyle mazur gösterilemeyeceği açık bir şekilde vurgulanmaktadır. Terörizmin tanımındaki belirsizlik aynı zamanda bazı devletlerin terörün kendisi ileilişki içerisinde olmasından da kaynaklanmaktadır. Devletlerin bazıları, üçüncü bir devleti sarsmak ve yönetimini zayıflatmak için terörist gruplarla kontak kurmaktadır. Bu yaklaşımı benimseyen devletler, terörizm kavramının tanımlanmasına istekli değildirler. Terörün tanımındaki belirsizliğin belki birçok nedeni bulunmaktadır. Her egemen devlet terör konusunda kendi çıkarlarına göre kendi konumunu almaktadır. Bu konum, bir devletten başka bir devlete değişiklikgöstermektedir. Bu gerçekleri göz önüne aldığımızda, terörün tanımını tespit etmek için çeşitli uluslararası organizasyonlar tarafından benimsenmiş ve uluslararası ve bölgesel seviyedeimzalanmış sözleşme ve belgelere bakmak zorundayız. Terörizm, ilk kez, terörizmin önlenmesi ve cezalandırılmasına dair 1937 tarihli sözleşmede tanımlanmıştır. Ancak bu sözleşme hiç yürürlüğe girmemiştir. Bu sözleşmenin ½ maddesine göre, terörizm aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır.“Terörizm faaliyetleri, bir devlete karşı yöneltilen, genel halk veya belirli kişilerin akıllarında bir terör(korku) durumu yaratması hesaplanan veya niyet edilensuç fiilleri anlamına gelir .” Bu tanımdan, 1937 sözleşmesinin sadece devlete karşı işlenen eylemleri terör eylemi saydığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, uluslararası yazarlar, bu tanımı, kesin bir şekilde tüm terör eylemlerini kapsamına almakta oldukça zayıf olduğunu ileri sürerek eleştirmişlerdir. Ayrıca bu tanımın, terör eylemlerini diğer adi suçlardan kesin olarak ayırt etmediğini vurgulamışlardır. Bu nedenle, çoğu ülkeler bu sözleşmeyi onaylamamışlardır. Tartışmak istediğimiz terörizmi tanımlayan ikinci sözleşme, 1999 tarihli Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmedir. Sözleşme içerisinde terörist eylemler; “Silahlı bir mücadele durumunda düşman taraf içerisinde aktif bir rol almayansivillerin veya herhangi bir kişinin ciddi bir şekilde bedensel yaralanmasına ve ölümünekasteden, doğası ve kapsamıyla, halkı korkutmak veya hükümeti veya uluslararası birorganizasyonu bir şeye yapmaya veya bir şeyi yapmaktan sakındırmaya zorlamakamacıyla işlenen eylemler ” olarak tanımlanmıştır. Bölgesel seviyede terörizmi tanımlayan birkaç sözleşme bulunmaktadır. Bunlardanilki, 1999 tarihli İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından kabul edilen Terörizmle mücadele etmekiçin OIC sözleşmesidir. Bu sözleşme terörizmi aşağıdaki cümlelerle tanımlamaktadır. “Terörizm, insanları korkutmak veya onlara zarar verme tehdidinde bulunmakveya yaşamlarını, onurlarını, özgürlüklerini, güvenlik ve haklarını tehlikeye sokmak veya çevreyi veya herhangi bir tesisi veya halkı veya özel mülkiyeti zararamaruzbırakmak veya onları işgal etmek veya onlara el koymak veya ulusal kaynakları veyauluslararası tesisleri tehlikeye atmak veya istikrarı, ülkenin bütünlüğünü, siyasi birliği veya bağımsız devletlerin egemenliğini tehdit etmek amacıyla, bireysel ve kolektif birplan dâhilinde işlenmesi kastedilen, her ne saikle olursa olsun, şiddet veya tehdit eylemleridir. Aynı sözleşmede; “Terör suçları, sözleşmeye taraf devletlerin herhangi birisinde, onunvatandaşlarına, malvarlıklarına, çıkarlarına, yabancı tesislere ve ulusal hukuktarafından cezayı gerektiren bölgelerde ikamet eden vatandaşlara karşı teröristamaçları gerçekleştirmek için iştirak edilen, başlanılan ve icra edilen suçları ifade eder.” 

Bölgesel seviyede terörizmin tanımını yapan diğer bir sözleşme, Afrika Birliği Teşkilatı tarafından kabul edilen Terörizmle mücadele ve Terörizmin önlenmesi hakkındaSözleşmedir. Bu sözleşme terörizmi aşağıda şekilde tanımlamaktadır. “Terörist eylemler: a) “Bir ülkenin ceza hukukunu ihlal eden, yaşamı, fiziksel bütünlüğü, bireyinözgürlüğünü tehlikeye atan, kişilerin, belirli sayıda insanların veya gruplarınölümüne veya ciddi bir şekilde yaralanmasına sebep olan, kamusal veya özel mülkiyete, doğal kaynaklara, çevreye veya kültürel mirasa, zarar veren veya zarar verme ihtimali bulunan ve:

1. Sindirmek, korkuya düşürmek, zorlamak, baskı yapmak veya bir hükümeti, kurumu, kuruluşu, genel halkı veya bir bölümünü, onlardan bir şey yapması veyabir şey yapmaktan sakınması veya belirli bir görüşü benimsemesi veya terketmesi veya belirli ilkelere göre hareket etmesi için; veya

2. Bir kamu hizmetine, halka sunulan temel hizmetlerin sağlanmasına müdahaleetmek veya kamusal bir aciliyet yaratmak için; veya

3. Bir devlet içinde genel bir isyan yaratmak için amaçlanan veya tasarlanan, b) Birinci paragrafta bahsedilen eylemleri işlemek kastıyla, herhangi bir kişininistihdam edilmesi, teşvik, sponsor olma, katkıda bulunma, yardımetme, kışkırtma, cesaret verme, kalkışma, tehdit etme, tuzak kurma, organize etme, şeklindeki eylemleri ifade etmektedir.